29.11.2008

Foça İZMİR


Foça (Phokaia); İon yerleşimlerinin en önemlilerinden biriydi. Bugünkü batı uygarlığının temelleri, İ.Ö. 6. yüzyıl’da İonya’da atıldı. Dönemin İonya’sı felsefe, mimarlık ve heykeltraşçılıkta öncü oldu.Phokaia’lı Telephanes (İ.Ö. 5.yy) Pers saraylarını yapıtları ile donaymış bir heykeltraştı. Theodoros (İ.Ö. 4.yy) ünlü bir mimardı. İ.Ö. 494 yılındaki “Lade Deniz Savaşı”nı yöneten komutan Dionysos Phokaia’lıydı. Bu komutan da ismini mitolojinin en büyük kahramanlarından “Şarap Tanrısı” Dionysos’tan alıyordu.

20.11.2008

Ephesos (İzmir) Turkey









Ephesos was first established as a port in the 10th century BC, was re-established at the beginning of the Hellenistic period and prospered into the Ottoman period. The Artemision at Ephesos was regarded as one of the wonders of the ancient world. Excavations at the site were undertaken by British archaeologist J. T. Wood and from 1895 by Austrian scholars. The expedition is currently directed by Friedrich Krinzinger.


2005 and 2006
Work continued on the documentation of the theatre using digital means and achieved some clarification of the construction phases. Two Hellenistic phases have been identified, as well as phases of the Flavian, Antonine and late Roman periods.

15.11.2008

Ephesos (Efes) antik kent


Ephesos (Efes) antik kent İzmir'in Selçuk İlçesi sınırları içindeki antik Efes kenti’nin ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına, Neolitik Dönem olarak adlandırılan Cilalı Taş Devri’ne kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Tunç çağları ve Hittitler’e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi’nde kentin adı Apasas’tır. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanistan’dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti.

13.11.2008

Sümela Manastırı







Kilisenin MS 375-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Anadolu'da sıkça rastlanılan Kapadokya kiliseleri tarzında yapılmış, hatta Trabzon'da Maşatlık mevkiinde benzeri bir mağara kilisesi daha vardır. Kilisenin ilk kuruluşu ile manastır haline dönüşümü arasındaki bin yıllık dönem hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre Atina'lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, Hz.İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryemin bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela'nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon'a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır. Bununla birlikte manastırdaki fresklerde sıkça yer alıp, özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Alexios’un (1349-1390) manastırın gerçek kurucusu olduğu sanılmaktadır.

14. yüzyılda Türkmen akınlarına maruz kalan kentin savunmasında ileri karakol görevi üstlenen manastırın statüsünde Osmanlı fethinden sonra bir değişiklik olmamıştır. Yavuz Sultan Selim'in Trabzon’da ki şehzadeliği sırasında iki büyük şamdan buraya hediye ettiği, Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman ve III. Ahmed'in de manastırla ilgili birer fermanları bulunmaktadır. Osmanlı döneminde manastıra sağlanan imtiyazlar, Trabzon ve Gümüşhane bölgesinin İslamlaşması sırasında özellikle Maçka ve kuzey Gümüşhane'de Hristiyan ve gizli Hristiyan köyleri ile çevrili bir alan yaratmıştır.
18 Nisan 1916’dan 24 Şubat 1918’e kadar süren Rus işgali sırasında Maçka civarındaki diğer manastırlar gibi bağımsız bir Pontus devleti kurmak isteyen Rum milislerin karargahı olmuş, nüfus mübadelesi ile bölgedeki Hıristiyanların Yunanistan'a gönderilmesinin ardından önemini yitirerek T.C. Kültür Bakanlığı tarafından yakın zamanda onarılana dek kaderine

12.11.2008

Deyrulzafaran Manastırı- Mardin

Manastır, Mardin’in 4 kilometre doğusunda, şirin bir dağ yamacında, Mardin Ovasına ha-kim bir noktadadır. Üç kattan oluşan Manastır 5. yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda ya-pılan eklentilerle bugünkü haline 18. yüzyılda kavuşmuştur. Farklı zamanlarda yapılan eklen-tilere rağmen Manastır’ın adeta tek bir zaman-da inşa edildiği havasını vermesi, bu eklenti binaları yapan mimarların ne kadar maharetli olduklarını gösteriyor.

Manastır, Milattan önce Güneş Tapınağı, daha sonra da Romalılarca kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edildi. Romalılar böl-geden çekilince Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirdi.

Meme anatomisi


Süt yapımı için gerekli hormon olan prolaktin,bebeğin emmeye başaması ile birlikte hipofiz ön lobundan salgılanarak kana karışır ve süt yapımını sağlar.Yani bebek ne kadar fazla emerse bir sonraki emzirmede o kadar fazla süt yapılmış olur.Hiçbir şey annenin yemesi,içmesi dinlenmesi dahil süt yapımını bebeğin memeyi emmesi kadar arttıramaz.Prolaktin geceleri daha çok yapılır.Bu hormon anneyi gevşeterek uykusunu getirir.Bu nedenle gece emzirmeleri hem süt yapımını arttırır hem de anne gece emzirse bile iyi dinlenir.
Bebeğin o anda emmekte olduğu süt ise daha önceden yapılmış olan süt olup bebeğin emmeye başlaması ile birlikte hipofiz arka lobundan salgılanan oksitosinin kan yoluyla memeye gidip,daha önceden yapılmış olan sütün alveollerden(süt üreten hücreler) süt kanallarına oradan da süt havuzcuklarına akmasını sağlaması ile gelir.Oksitosin refleksi annenin duygu,düşünce ve algılamalarından etkilenmektedir.Annenin bebeğini görmesi,onunla birlikte olması,dokunması,sesini duyması oksitosin refleksini çalışmasıyla beraber sütün akmasına yardımcı olur.Öte yandan bebeğinden ayrı kalmak,ağrı,endişe,üzüntü ve sütün yetmediğini düşünmek gibi olumsuz duygular bu refleksi baskılayıp sütün akmasını engeller.Bebek bir memeden emmeyi keserse o memede süt yapımı durur.Bebek bir memeden fazla emerse o meme daha fazla süt yapar ve öbüründen daha büyük olur.Annenin yeterli süt yapabilmesi için bebeğin sürekli anneyle birlikte olması,yeterli sıklıkta ve doğru emzirilmesi gerekir.

2.11.2008

İklim değişikliği kurbağaları vuruyor


Kapsamlı bir araştırmaya göre, dünyanın en eski doğa koruma alanı olan ABD'deki Yellowstone Parkı'nda kurbağa ve salamander türleri bile iklimdeki uzun vadeli değişikliğin etkisiyle hızla azalıyor.

İklim değişikliğine karşı çok hassaslar

Uzmanlar, hem karada hem suda yaşayan amfibik hayvanların hızla azalmasıyla, sulak alanların giderek daha küçülmesine yol açan iklim değişikliğinin uzun vadeli etkilerinin doğrudan bağlantılı olduğu sonucuna vardılar.

PNAS adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmaya göre, iklim değişikliği dünyanın en titizlikle korunan eko sistemlerinden birini de hızla etkilemeye başladı.

ABD'nin batısında Wyoming, Montana ve İdaho eyaletlerine giren ve ulusal park statüsüne alındığı 1872 yılından bu yana doğal yaşamın titizlikle korunduğu Yellowstone Parkı 9 bin kilometrekare büyüklüğünde.

Her yıl ziyaretçilerin akın akın gayzerleri, sıcak su kaynaklarını, hala faal olan volkanik tepelerini, lavlardan oluşan çamur havuzlarını görmeye gittiği bu park aynı zamanda ormanlık ve kırlık alanlarındaki doğal yaşamla da ilgi çekiyor.

Fakat, bilim insanları iklim değişikliğinin etkisini izleyebilmek için , çevre değişikliklerine en hassas hayvanlar olan, parkın fazla ilgi çekmeyen sakinlerinden, kurbağalar ve salamanderleri incelemiş.

Parkta yaşayan dört yerli salamander ve kurbağa türü var. Parkın kuzeyindeki Lamar Vadisi'nde amfibik hayvanların üremesi ve larva aşamalarını geçirmeleri için ideal olan çok sayıda balıksız su birikintisi ve gölet var.

Hızlı azalma

1992 1993 yılları arasında araştırmacılar her yıl ilkbaharda yağışlar ve çevre dağlardaki karların erimesiyle dolan bu göletlerden 46'sını gözlemlemişler.

Stanford Üniversitesinden bir ekip aynı çalışmayı 2006 ve 2008 yılları arasında tekrarladığında, artık ilkbaharlarda suyla dolmayan, yani sürekli olarak kuruyan göletlerin sayısının dört misli arttığını saptamışlar.

Kalan göletler arasında ise kurbağa ve salamanderlerin barınabileceği türden birikintilerin oranı azalmış.

Bir başka bulgu ise parka özgü dört amfibik hayvan türünden üçünün sayılarında çok büyük azalma olması.

Bu canlıların jöleye benzer bir maddeye sarmalanmış yumurtalarını suya bırakmaları gerekiyor.

Uzmanlar ayrıca gözlemlerini 1988 ile 2008 arasındaki yirmi yıllık dönemde parkın ısısını ve uydu görüntüleriyle de birleştirmiş.

Bu veriler yağışların azaldığını, ısının özellikle yılın en sıcak aylarında yükseldiğini ve bu iki faktörün parkın coğrafi ve doğal yapısında önemli değişikliklere yol açtığını göstermiş.

Stanford Üniversitesi ekoloji ve evrim kürsüsünden Sarah McMenamin, 'Çalışmalar park alanında artık kuraklığın geçen yüzyıla kıyasla çok daha sık yaşandığını gösteriyor. Üstelik kışın dağların daha az miktarda kar tuttuğunu, bölgedeki akiferlerin de kuruduğunu gösteren araştırmalarla birlikte ele alındığında gerçekten ne kadar büyük ölçekte bir iklim değişikliği yaşandığı ortaya çıkıyor" diye konuştu.

McMenamin kurbağa ve salamanderlerin azalışıyla iklim değişikliği bağlantısı konusunda da şunları söyledi.

"Parktaki göletler değişiyor, çevre değişiyor, genel olarak kuraklaşıyor, amfibik hayvanların artık üreme sürecini sürdürebilecekleri yerler yok oluyor. Çok endişe verici."

Amfibik hayvan türleri aslında bütün dünyada azalıyor.

Kirlenme, bazı virüs ve mantarların yol açtığı salgın hastalıklar, ısı artışının hastalıkların yaygınlaşmasında yol açtığı hızlanma, güneşten gelen mor ötesi ışınların yoğunlaşması ve yaşadıkları çevrenin yokolması gibi bir çok faktör bunda rol oynuyor.

Kaynak: BBC Turkish / 01.11.2008